Özdağ: Yaşar Kemal, Marmara’nın Çığlığını 50 Yıl Öncesinden Duyurmuştu
9 Mayıs Cumartesi günü KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde gerçekleştirilen konferansta, Ufuk Özdağ, Yaşar Kemal’in eserlerinden hareketle Marmara Denizi’nin geçmişi ve bugünü üzerine dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. “Yaşar Kemal’le Marmara Denizi’nin Dünü Bugünü” başlıklı konferans, edebiyat ile ekoloji arasındaki ilişkiyi merkeze alırken, son yıllarda Marmara Denizi’nde giderek ağırlaşan müsilaj sorununu da tartışmaya açtı.
Türkiye’de ilk çevreci eleştiri çalışmalarını başlatan isimlerden biri olarak kabul edilen Prof. Dr. Özdağ, öğretim üyesi olarak görev yaptığı Hacettepe Üniversitesi bünyesinde kurduğu Toprak Etiği Araştırma Enstitüsü aracılığıyla uzun yıllardır insan-doğa ilişkisini edebiyat, etik ve çevre politikaları ekseninde ele alıyor. KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde verdiği konferansta ise odağına Yaşar Kemal’in özellikle “Denizler Kurudu” adlı röportaj kitabını ve “Deniz Küstü” romanını aldı.
Konuşmasında Yaşar Kemal’in yalnızca büyük bir romancı değil, aynı zamanda güçlü bir çevre düşünürü olduğunun altını çizen Özdağ, yazarın daha 1970’li yıllarda Marmara Denizi’nde yaşanacak ekolojik yıkımı öngördüğünü vurguladı. Özellikle yunusların yağ elde etmek amacıyla sistematik biçimde avlanmasını anlatan bölümlerin, bugün yaşanan çevre felaketlerinin erken bir habercisi niteliğinde olduğunu ifade eden Özdağ, Yaşar Kemal’in deniz yaşamının bozulmasını yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda etik bir çöküş olarak değerlendirdiğini söyledi.
Prof. Dr. Özdağ’a göre “Denizler Kurudu”, Türkiye’de çevre gazeteciliğinin ve ekolojik farkındalığın en erken ve en güçlü örneklerinden biri olma özelliği taşıyor. Yaşar Kemal’in küçük ölçekli balıkçılığın, deniz canlılarının ve kıyı kültürünün yok oluşuna ilişkin gözlemlerinin bugün Marmara Denizi’nde ortaya çıkan müsilaj felaketiyle doğrudan ilişkilendirilebileceğini belirten Özdağ, “Yaşar Kemal aslında Marmara’nın çığlığını yarım yüzyıl önce duyuyordu” dedi.
Konferansta özellikle son yıllarda Marmara Denizi’ni tehdit eden müsilaj sorunu üzerinde duran Özdağ; denizin aşırı sanayileşme, kontrolsüz atık boşaltımı, yanlış avlanma politikaları ve ekosistemin sistematik biçimde tahrip edilmesi nedeniyle adeta nefessiz bırakıldığını ifade etti. Müsilajın yalnızca teknik bir çevre sorunu olarak görülmemesi gerektiğini belirten Özdağ, bunun insan merkezci kalkınma anlayışının doğrudan bir sonucu olduğunu söyledi.
Yaşar Kemal’in “Deniz Küstü” romanında insanın doğayla kurduğu tahakküm ilişkisini güçlü bir edebi dille anlattığını belirten Özdağ, romandaki deniz imgesinin bugün Marmara’nın yaşadığı ekolojik çöküşü anlamak açısından son derece güncel olduğunu ifade etti. Denizlerin insan eliyle kirletilmesinin yalnızca canlı yaşamını değil, kültürel hafızayı da yok ettiğini söyleyen Özdağ, Yaşar Kemal’in eserlerinde doğanın bir dekor değil, canlı bir özne olarak yer aldığını dile getirdi.
Konferansın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Marmara Denizi’nin geleceğine ilişkin yapılan değerlendirmeler oldu. Özdağ, Yaşar Kemal’in düşüncelerinden hareketle Marmara Denizi’nin kapsamlı bir “restorasyona” tabi tutulması gerektiğini belirtti. Bunun yalnızca yüzeysel temizlik çalışmalarıyla mümkün olmayacağını vurgulayan Özdağ, Marmara’nın bütüncül bir koruma politikasıyla ele alınmasının zorunlu olduğunu söyledi. Deniz ekosisteminin yeniden canlandırılması için sanayi politikalarından kentleşmeye, balıkçılıktan çevre eğitimine kadar geniş kapsamlı bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu ifade etti.
KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde yoğun ilgi gören konferans, edebiyatın çevre sorunlarını anlamadaki dönüştürücü gücünü bir kez daha ortaya koydu. Katılımcılar, Yaşar Kemal’in onlarca yıl önce dile getirdiği uyarıların bugün Marmara Denizi’nde yaşanan krizle ne kadar örtüştüğünü dikkatle dinlerken; edebiyatın yalnızca estetik değil, aynı zamanda etik ve ekolojik bir bilinç alanı olduğu görüşünde birleşti.
Kapanışta Prof. Dr. Ufuk Özdağ, Yaşar Kemal’in mirasının salt edebiyat dünyası için değil, çevre mücadelesi açısından da yaşamsal önem taşıdığını belirterek, Marmara Denizi’nin tamamının esasen bir “deniz rezervi” ilan edilmesinin önemli olacağını, “deniz küstüyse, onu yeniden barıştırmanın insanın sorumluluğu” olduğunu söyleyerek konuşmasını tamamladı.




