Emekli vali, İsa Küçük’ün konuk olduğu, 2 Mayıs Cumartesi günü KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde gerçekleştirilen söyleşi, bir kamu yöneticisinin meslek anılarını aktardığı etkinlik olmanın ötesine geçerek, Türkiye’nin kültürel mirasıyla kurduğu ilişkinin çarpıcı bir sorgulamasına dönüştü. Uzun yıllar kaymakamlık ve valilik yapmış yazar İsa Küçük’ün anlatısı, edebiyat, tarih ve bürokrasi arasında kurulan çok katmanlı bağı gözler önüne serdi.
Küçük’ün Karacasu’da başlayan yöneticilik pratiğinde antik kent gerçekliğiyle yüzleşmesi ve bunu kültürel üretime dönüştürme çabası, bürokrasinin yalnızca idari değil aynı zamanda kültürel bir sorumluluk alanı olduğunu ortaya koydu. Bu yaklaşım, Tunceli Ovacık’tan Marmaris’e uzanan görev sürecinde devam ederken, Osmaniye Valiliği döneminde daha da belirginleşti. Yaşar Kemal’in Teneke romanındaki kaymakam karakteriyle kurduğu düşünsel bağ ise edebiyatın yönetim anlayışına etkisini somutlaştırdı.
Söyleşinin en dikkat çekici bölümü ise dünyaca ünlü arkeolog Halet Çambel üzerine yapılan değerlendirmeler oldu. Karatepe-Aslantaş kazılarıyla Geç Hitit uygarlığının çözülmesine büyük katkı sunan, aynı zamanda Türkiye’yi olimpiyatlarda temsil eden ilk kadın sporculardan biri olan Çambel’in yaşamı, bilimsel adanmışlığın simgesi olarak aktarıldı. Varlıklı bir aileden gelmesine rağmen zorlu koşullarda onlarca yıl süren saha çalışmalarını tercih etmesi, Cumhuriyet ilk kuşağının sorumluluk bilincini yansıtan çarpıcı bir örnektir.
Ancak söyleşide dile getirilen bir gelişme, bu mirasın bugünkü durumuna dair çarpıcı bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Çambel’in tüm arşivini ve İstanbul’daki yalısını Boğaziçi Üniversitesi’ne bağışlayarak kurumsal hafızaya emanet etmesine rağmen, bu arşivden bazı parçaların müzayedelerde ortaya çıkması, kültürel mirasın korunması konusundaki zafiyetleri yeniden gündeme taşıdı. Bu durum, yalnızca bir ihmal değil, aynı zamanda bilimsel birikimin kamusal değerinin yeterince sahiplenilmediğine dair eleştirel bir gösterge olarak yorumlandı.
İsa Küçük’ün aktardığı “ilk kez bir kamu yöneticisinden plaket alıyorum” sözüyle sembolleşen devlet-bilim insanı mesafesi, bugün müzayedelere düşen arşiv belgeleriyle daha da derinleşen bir çelişkiye işaret ediyor.
KIBATEK’teki bu söyleşi, bireysel bir yaşam öyküsünden yola çıkarak Türkiye’nin kültürel belleğiyle kurduğu ilişkinin hem geçmişini hem de bugününü sorgulayan güçlü bir tanıklık sundu.











