17 Ocak Cumartesi günü KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde gerçekleştirilen ve konuşmacı olarak Prof. Dr. Mehmet Devrim Topses’in konuk olduğu “Sosyal Bilimlerde Sınıf Mücadelesi” başlıklı etkinlik, sosyolojinin tarihsel serüveni ve günümüzdeki ideolojik yönelimleri üzerine kapsamlı bir tartışma zemini sundu. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte Topses, sosyal bilimlerin özellikle 1950’li yıllardan sonra geçirdiği dönüşümü eleştirel bir perspektifle değerlendirdi.
Söyleşinin merkezinde, sosyolojinin bütüncül gerçeklik kavrayışını parçalayarak toplumsal olguları yüzeyselleştiren bir çizgiye sürüklenmesi yer aldı. Topses, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD merkezli akademik hegemonyanın etkisiyle şekillenen “Amerikancı sosyoloji” anlayışının, sınıf ilişkilerini ve üretim süreçlerini analiz etme kapasitesini giderek zayıflattığını vurguladı. Bu yaklaşımın, toplumsal gerçekliği istatistiksel ve teknik parçalara ayırarak ele aldığını, böylece tarihsel bağlamın ve sınıf mücadelesinin görünmez kılındığını ifade etti.
Konuşmasında tarihsel materyalizmin sosyal bilimler açısından taşıdığı kurucu öneme dikkat çeken Topses, sınıf mücadelesinin toplumsal değişimi anlamada vazgeçilmez bir anahtar olduğunu belirtti. 1950’lerden sonra egemen hale gelen sosyolojik yaklaşımların ise bu ekseni bilinçli biçimde dışladığını, bunun da ideolojik bir tercih olduğunu dile getirdi. Topses’e göre bu süreç, sosyal bilimlerin eleştirel niteliğini törpülemiş ve onları mevcut düzeni meşrulaştıran araçlara dönüştürmüştür.
Topses’in altını çizdiğei bir diğer önemli vurgu ise sosyolojinin finansman yapısı ile bilgi üretimi arasındaki ilişki oldu. Mehmet Devrim Topses, söyleşide sosyal bilimlerin yalnızca teorik değil, aynı zamanda maddi koşullar tarafından da biçimlendirildiğini belirterek, “bilgiyi kimin finanse ettiği” sorusunun göz ardı edilemeyeceğini ifade etti. Topses’e göre, emeği ve üretim süreçlerini temsil eden araştırmacılar, akademisyenler ve eleştirel düşünce odakları kronik bir finansman yetersizliğiyle karşı karşıyayken; sermayeyi elinde bulunduran sınıflar, sosyal bilimleri kendi ideolojik ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirecek maddi güce sahiptir.
Bu dengesizlik, sosyolojinin araştırma konularından yöntemlerine kadar geniş bir alanda belirleyici olmaktadır. Topses, fon sağlayan büyük sermaye grupları, vakıflar ve devlet destekli projelerin, sınıf mücadelesi, emek sömürüsü ve üretim ilişkileri gibi başlıkları bilinçli biçimde geri plana ittiğini; buna karşılık kimlik, kültür ve bireysel uyum temalı çalışmaların teşvik edildiğini vurguladı. Böylece sosyoloji, üretim süreçlerini sorgulayan bir bilim olmaktan çıkarılıp, mevcut kapitalist düzenin “sorunsuz” işlediği algısını yeniden üreten bir araca dönüştürülmektedir.
Topses’e göre bu finansal tahakküm, yalnızca akademik özgürlüğü sınırlamakla kalmamakta, aynı zamanda emeğin tarihsel rolünü görünmez kılmaktadır. Sosyolojinin yeniden üretimden, emekten ve sınıf ilişkilerinden yana bir perspektif kazanabilmesi için, bilginin finansmanına dair bu yapısal eşitsizliğin de açıkça tartışılması gerektiğini belirterek, eleştirel sosyal bilimlerin maddi koşullardan bağımsız düşünülemeyeceğinin altını çizdi.
Türkiye’deki sosyoloji pratiğine de değinen Topses, benzer bir dönüşümün yerel ölçekte yaşandığını ifade etti. Türkiye’de sosyolojinin sınıfsal analizlerden uzaklaşarak muhafazakâr bir çerçeveye sıkıştırıldığını, toplumsal sorunların tarihsel ve ekonomik temelleri yerine kültürel ve ahlaki açıklamalarla ele alındığını söyledi. Bu durumun, toplumsal eşitsizlikleri görünmez kıldığını ve sınıf çelişkilerinin tartışılmasını engellediğini vurguladı.
Söyleşi boyunca katılımcıların sorularıyla zenginleşen etkinlik, sosyal bilimlerde eleştirel düşüncenin yeniden nasıl canlandırılabileceğine dair tartışmalarla sona erdi. Topses, sınıf mücadelesini ve tarihsel materyalist yaklaşımı merkeze alan bir sosyal bilim anlayışının, toplumsal gerçekliği kavramada hâlâ en güçlü araçlardan biri olduğunu belirterek konuşmasını tamamladı.











